Biz tutunamayanlardandık, bu dünyaya, yalanlara. En büyük acımız da birbirine tutunamayan ellerimizdeydi, kavuşamayan gönlümüzde.
(Kaynak: durbirazdusuneyim)
Yağmur damlalarıyla tekrardan aklıma düşüşünün bilmem kaçıncı saatindeyiz. Çayımızı demleyeli çok olmuş olsa da henüz bir bardağı dahi soğutmadan yudumlamak nasip olmadı. Şu sağanak yağmura rağmen elime alamadım o kitabı, ne de sürükleyiciydi, sonunu ne de merak etmiştim oysa. Merak içimi yiyip bitiren duyguydu, her bekleyişte gözlerimi daldırıp da içimi durultan bir sebep, unutmak istemelerimin başını çeken sebep… Yağmur daha dinmedi ve camıma konan her bir tanede içime işliyorsun, usul usul ama ağır darbelerle, nefes kesilmelerime yol göstererek. Ellerimi saklayamıyorum bulutlardan, her bir harfi ahenkle yazışımı kıskanıyorlar. Her kadın dozunda kıskanılmaları sever derdin değil mi, konuşurken yaptığın sizli genellemelerinde? Ben sevmiyorum artık, sadece özlüyorum.
6
Kul; sıkıntılıyken hoş,
Kederliyken mutlu olmasını bilen kişidir.
Zira umutlar; umutsuzlukta gizlidir.
*İmam Gazali
İçimin darlığında kendimi bulamıyorum. Tüm olumsuz düşünceleri içinde toplayan, dengeden uzak, mutluluktan uzak, saflıktan uzak olan ben olamam herhade.
Zamanın geçmek bilmezliğinde öylece oturmuş, herkesten uzak ama kendisiyle bile baş başa kalamayacak kadar zihni yoğun bir haldeyim. Gönül sesini umursamadan mantıklı işler yapma peşinde olsam da beceremeyip, her şeyi dibe vurdurup, sıkıntımı artırmaktayım. Nasıl olacak bu iş, nasıl düzeleceğim ya da ne zaman akıllanacağım sorularına cevap verebilsem belki bir nebze olsun ferahlardım. Elimden tutacak bir büyüğün şefkatine muhtaçken inadına en güçlüymüşüm gibi davranmaya çalışıyorum. Oysa gecelerin sakladığı yaşlı bir çift gözden ibaretim sadece. O ben değilim işte, size görünen ben değilim, o kadar güçlü değilim.
Kendine istirahat izni bile vermeyen, ruhuna işkence eden, delirdim mi korkusunu hep içinde taşıyan ben olamam. Kendini kaybeden de bir ben olamam değil mi?
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.
*Turgut Uyar
Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız.
*Turgut Uyar
”Susmanın su kenarındayız bugün
Ne kadar sevgiyle konuşsak -konuşuyoruz da-
Korkuyoruz göz göze gelince
Korkuyoruz”
Edip Cansever
Artık kelimelerim satır aralarını ıslatmaz olduysa varlığın fayda etmez, yokluğun dokunmaz bana. Yazmak da manasını yitiren eylemlerden olmuştur.
Gün olup da güneş bir bahar gününü aydınlatınca âşk(!) illetine kapılmış eller, gözler, bedenler yetiyor içimizi karartmaya. O içimizi ısıtan güneş nefretimiz oluyor, sırf tüm kararmış kalpleri açık edip de keyfimizi kaçırdığı için. Tüm samimiyetsizlikler hissiyatmış, sevgiymiş, yok efendim gönül bağındanmış gibi gözümüze gözümüze getiriliyor. Tüm aldanışlar normalleştiriliyor; edepden, hayâdan bahsedilmeyince tavırlara aksetmiş halleri de başka baharlara kalıyor. Tam da bu zamanlarda gönül, sevdikleri bari güzel kalsın istiyor, başkalaşmasın, onlar bari gözlerinin içine baka baka yanlışa koşmasın. Maalesef ki her şey istediğimiz gibi olmuyor, en yakınımız en büyük darbeyi vuruyor ve atsan atılmıyor.


